Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Polisiye Roman Türü ve Özellikleri
#1
POLİSİYE ROMAN TÜRÜ:

Edebî tür, edebiyat eserlerinin biçimlerine, konularına ve yapı özelliklerine göre ayrılmıs çesitleridir. Bir baska söyleyisle, biçim ve öz bakımından ortak kurallara göre yazılmıs ve söylenmis eser kümelerine verilen addır.
Edebî türler, degismeyen yazı kalıpları degildir. Toplumda zamanla meydana gelen degismeler edebiyata da yansır. Edebî türler de degisen zamanın ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte ve çesitlilikte degisime ugrar. Modern çagın anlatım biçimlerinden olan roman türü de zamanla degisime ugramıs, konuları ve yapıları... degismis ve yeni roman türleri ortaya çıkmıstır. Bunlardan biri de polisiye roman türüdür.
17. yüzyıla kadar kendini kabul ettirememis, destanların gölgesinden kurtulamamıs olan roman türü kimilerince sakıncalı, lânetli bir tür olarak görülmüs, kimilerince de gençleri yoldan ve bastan çıkaran zararlı bir tür olarak reddedilmistir. Ancak her seye ragmen roman kendini kabul ettirmis, modern zamanların geçerli anlatım biçimi olmustur. Romanın bu yükselisi gerek estetik yapısından, gerekse hayatı anlatması, irdelemesi ve tartısmasından kaynaklanır. “Kurmaca” bir dünya olan roman, hayattan aldıgını yansıtır. Ancak bunu yaparken hayatı tekrar kurgular, ona estetik boyutlar kazandırır. Kısacası, yazar hayatı diliyle, zamanıyla, mekânıyla, kisileriyle… tekrar canlandırır, yeni bir dünya yaratır ve bir edebî eser ortaya koyar. Her ne kadar cinayet, dedektif, katil ögeleri etrafında sekillense de polisiye romanın yaptıgı da budur; hayatı yeniden yorumlamak, canlandırmak.
Polisiye roman türünü diger roman türlerinden ayıran en önemli özelligi cinayet (suç), katil ve dedektif üçlüsü etrafında sekillenen ve “Katil (suçlu) kim?” sorusunun cevabını bulmaya ve bir esrar perdesini aralamaya çalısan yapısıdır.
Polisiye romanlar ilk dönemlerde belirli kalıplarda yazılmıs birbirine benzeyen eserler olarak karsımıza çıksa da ilerleyen zamanlarda türün orijinal, kalıcı eserleriyle karsılasırız. Günümüzde ise sanki bir tür oldugunu kabul ettirmek istercesine yazılmıs, edebî degeri oldukça yüksek polisiye romanlar yazılmaktadır. Her yeni türe karsı yapılan saldırılar, elestiriler polisiye romana da yapılmıstır. Polisiye roman bir tür olarak kendini kabul ettirmekte 160-170 yıllık tarihi geçmislerine ragmen hâlâ güçlük çekmekte, çok farklı elestirilere ve degerlendirmelere maruz kalmaktadır. Kimileri onları “hosça vakit geçirme, oyalanma aracı” olarak görürken kimileri ise günlük sıkıntılardan uzaklastıran bir “kaçıs” yolu olarak degerlendir ve edebiyat dısı sayar.
Polisiye romanların edebiyat dısı sayılmasının nedenini S. Kemal Yetkin söyle açıklar: “On bes, yirmi yıl öncesine gelinceye kadar polis romanı insan duygularına ilgi göstermedigi, çogunluk kötü bir dille yazılmıs oldugu için edebiyat dısı sayılmakta idi.”
Berna Moran ise “…sınırlı kalıpları, islevleri degismeyen kisileri, bir cinayet ve onun çözümüne dayalı olay örgüsü ve tekrarlanan konvansiyonları yüzünden, yazınsal degerden yoksun, yalnız vakit geçirmek için okunan bir anlatı türü” olarak kabul gördügünü, bu tutumun “yapısalcılıgın edebiyatın yapısını ortaya çıkarmak amacıyla yapıtlara yeni bir yaklasımla egilene kadar” sürdügünü belirtir.
Kurthan Fisek, polisiye romanın edebiyat dısı tutulmasına karsı çıkarak, “ İyi polisiye iyi edebiyattır” baslıklı makalesinde, ciddi edebiyat sayılan diger türlerin içinde kötü, sevimsiz, zevksiz örnekler olabilecegi gibi polisiye romanların da kötüsü, sevimsizi, bayagısı olabilecegini ifade eder. Bu durum bütün polisiyelerin kötü olmayacagını, gerçekten iyi yazılmıs bütün eserlerin-polisiyeler de dahil degerli olacagını ifade eder. Polisiyenin bir kaçıs oldugu konusuna da deginen Fisek, sanatın her türlüsü gibi edebiyatın da bir kaçıs oldugunu belirtirken bunu siir ve resim örnekleriyle pekistirir:
Bir “kaçıs” olanagı saglayan yalnızca edebiyat mı? Hiç degil… Çogu seyin dönülüp de ikinci kez bakılmaya degmedigi bir dünyada önemli ressamların yapıtlarını, tekrar tekrar bakılsınlar, diye duvarlarımıza, müzelerimize asmıyor muyuz? Onca anlamsızlıgın, tutarsızlıgın, basıbozuklugun egemen oldugu bir dünyada, anlam, tutarlık ve dirlik-düzenlik simgesi olan klasik müzigi dinlemek için konser salonlarını, pikaplarımızı, teyplerimizi “sıgınak” olarak kullanmıyor muyuz?
Polisiye romanı, “edebiyatın üvey evladı” olarak degerlendiren Tacettin Simsek, dünyada türe ait örneklerin hızla çogalmasına ragmen hâlâ türün edebî olup olmadıgının tartısıldıgını belirtirken son yıllarda postmodern tavrın polisiyeyi de edebî eserler arasında degerlendirdigini ve polisiye ile ilgili edebiyat dısında da gerek psikolojik, gerek sosyolojik ve ekonomik incelemelerin yapıldıgını, ancak bütün bunların yine de polisiye romanın edebiyat ve estetik normlar çerçevesinde fazla ciddiye alınmayan bir tür oldugu gerçegini degistirmedigini vurgular. Tüm bunlara ragmen arastırmaların, her zevk seviyesinden, her meslekten, her yas grubundan insanın polisiye romana ilgi duyabildigini ortaya koydugunu belirtir ve bunun sebeplerini söyle sıralar: “ nsanda dogustan var olan merak duygusunun tatmini, ciddi, agırbaslı edebî metinlerin estetik ve felsefi derinlik itibariyle yorucu olusları,
okuyucunun karmasık olayları çözümleme konusunda roman kahramanı ile yarımsa istegi ve polisiye romanın, okuyucuyu, yasadıgı reel ortamdan kaçırma islevi.”
Erol Üyepazarcı, Korkmayınız Mr. Sherlock Holmes adlı eserinde polisiye romanları edebiyatın dısında tutanları ve onları ciddi edebiyat saymayanları agır bir dille elestirir. Bu güne kadar “isi ciddi edebiyatla ugrasmak olan” ciddi bir edebiyat adamının, bir arastırmacının polisiye romanla ilgili herhangi bir çalısma yapmayı düsünmedigi için bu isin amatörlere, polisiye meraklılarına kaldıgını belirtir ve bazı arastırmacıları söyle elestirir:
Türk edebiyatı ile ilgili genel eserlerde polisiye roman konusuna ya hiç deginilmemis yahut ta inanılmaz derecede üstünkörü deginilmistir. Örnegin yetkin bir eser olan Atilla Özkırımlı’nın 5 ciltlik Türk Edebiyatı Ansiklopedisi’nde bırakın polis romanlarından söz etmeyi, bu tür roman yok sayılır. Nasıl mı? Roman maddesinde, roman çesitleri sıralanır. Buna göre tam (53) çesit roman vardır ama bunların arasına saygıdeger yazar “polisiye romanı” sokmaz. O zaman da Türk Edebiyatı’nda polis romanlarının yerini bir amatörün incelemesi kaçınılmaz olur.
Peter Brooks gibi bazı elestirmenler, anlatının yapısının üstündeki, örtüyü kaldırmasından ve gelismenin oldugu kadar öykülemenin de temsili olmasından dolayı polisiye türü en edebî tür olarak görürler. Raymond Chandler’e göreyse, iyi bir polisiye romanda, gizem ögesinin dısında öykülemenin de bir degeri vardır:
“Tüm iyi polisiyeler okunur ve yeniden okunur ve bazıları birçok kere daha okunur. Eger bilmece (gizem) okurun ilgisinin tek nedeni olsaydı, bu okuma tekrarları, hiç kusku yok ki, gerçeklesmezdi.”
Polisiye romanın bir dönem Nick Carter ve Nat Pinkerton gibi kapagından içerigine kadar kalitesiz, ucuz bir seri üretim halinde ortaya çıkması, aynı kalıplar üzerine yazılmıs birbirinin benzeri eserlerden olusması polisiye romanın günümüze kadar süren kötü ününün ve onun bir edebî tür olarak görülmemesinin baslıca sebepleridir. Bu sebeplerden dolayı polisiye roman çesitli elestirilere maruz kalmıstır. Bu elestirilerde haklılık payı vardır, ancak sadece kötü polisiyeleri görüp iyilerini görmemek de polisiyeye yapılan büyük bir haksızlıktır. Türlerin hepsinde kötü yazılmıs eserler olabilecegi gibi polisiyelerin de kötü yazılmısları olabilir. Bu iyi polisiyeleri görmezden gelmeyi ve polisiyeleri tür olarak görmemeyi gerektirmez. Polisiyeleri sadece kötü yazılmıslarına bakarak degerlendirdigini
düsündügümüz Edmund Wilson, 1945 yılında yazdıgı “Roger Ackyord’un Katilinden Kime Ne?” adlı makalesinde polisiye romanı, “saçmalık ve zarar açısından bulmaca çözmekle sigara içmek arasında derecelendirilebilecek bir kötü alıskanlık” okurları ise, “afyonkes”lik derecesinde “tutkun” olarak degerlendirirken, yazısını “saygın” okurlarına yaptıgı su çagrıyla bitirir: “Böyle saçmalıklarla canımızı sıkmamalı, polisiye okuyarak kâgıt israfına neden olmamalıyız.”
Yine Edmund Wilson, “@nsanlar Neden Dedektif Romanları Okurlar?” adlı bir baska makalesinde polisiye romanların birçogunun Sherlock Holmes taklidi oldugunu belirtirken polisiye roman ile ilgili düsüncelerini söyle aktarır:
Birkaç tane egilmis paslı çivinin altındakini bulmak için, talas yutarak çok sayıda sandıgı açmak zorunda oldugum hissine kapılmaya basladım. Dedektif romanlarının, romanın tanıtım ve degerlendirme yazılarını hazırlayan elestirmenlerin gizemin çözümünü kamuya açıklamasını yasaklayan gelenekten yararlanarak haksız kazanç sagladıgı gibi beni dertlere sevk eden bir inanç beslemeye basladım. Bu gelenek hem kurgunun önemli bir bölümünün anlamsızlıgının gizlenmesine yarıyor, hem de dedektif romanı yazarlarının baska hiçbir türün yazarına nasip olmayan türden bir korumadan yararlanmasını saglıyor.
Farklı degerlendirmelere tâbi tutulan polisiye roman türü her ne kadar bazılarınca hâlâ edebî tür olarak görülmese de en fazla okunan türler arasındaki yerini daima korumus olması ve özellikle de günümüzde bu tür eserlerde görülen artıs ve kurgu bakımından her geçen gün daha orijinal eserlerin ortaya konması, türün gelisimini büyük bir hızla sürdürdügünün kanıtıdır. Polisiye roman ile ilgili bugüne kadar pek fazla çalısma yapılmasa da günümüzde bazı yüksek lisans tezleri ve makalelerle karsılasırız. Arastırmacıların ve elestirmenlerin gösterdigi bu ilgi polisiyenin tür oldugunu bir kez daha kanıtlar.

POLİSİYE ROMANIN ÖZELLİKLERİ:

Çesitli edebiyat arastırmacıları ve yazarlar polisiye romanın özelliklerini belirleme geregi duymuslardır. Biz burada yapılan tespitleri degerlendirmek ve sonra polisiye romanın özelliklerini sıralamak istiyoruz.
S.S. Van Dine adını kullanarak polisiye hikâyeler ve bunlar üzerine elestiriler yazan Willard Huntington Wright, 3 Eylül 1928’de American Magazine dergisinde iyi bir polisiye roman yazmak için uyulması gereken kuralları ilk defa kaleme almıs ve bu türün özelliklerini kendine göre ortaya koymaya çalısmıstır. Bu kuralları yirmi maddede su sekilde sıralamıstır:

1. Esrarı çözmede dedektifle okuyucu aynı fırsat esitligine sahip olmalıdır.
2. Suçlunun dedektifi yanıltmak üzere basvurdugu kurnazlıklardan ve hilelerden baska kandırmacalarla okuyucu aldatılmamalıdır.
3. Dedektif hikâyelerinde ask münasebetleri bulunmamalıdır.
4. Dedektifin kendisi veya resmi görevlilerden herhangi birisi hikâyenin sonunda suçlu çıkarılmamalıdır.
5. Suçlu mantıklı fikir yürütülmesi sonunda ortaya çıkarılmalıdır.
6. Dedektif hikâyelerinde bir dedektif bulunmalı ve bu dedektif de ‘dedektiflik’ yapmalıdır.
7. Dedektif romanlarında bir ceset bulunmalıdır ve bu ceset ne kadar ‘ölü’ olursa o kadar iyidir.
8. Suçu ve suçluyu örten esrar perdesi normal usullerle kaldırılmalı, zihinden geçenleri okuma, ruh çagırma, fala bakma veya benzeri usullerle dedektiflik yapılmamalıdır.
9. Sadece ve sadece bir tek dedektif bulunmalıdır.
10. Suçlu hikâyede önemli bir rolü bulunan, okuyucunun âsinası oldugu ve ilgi duydugu bir kisi olmalıdır.
11. Yazar bir hizmetçiyi suçlu olarak seçmemelidir.
12. Kaç cinayet islenmisse islensin sadece bir suçlu bulunmalıdır.
13. Gizli cemiyetler, yer-altı teskilâtları dedektif hikâyelerinde bulunmamalıdır.
14. Cinayetin islenis tarzı ve ortaya çıkarılısı mantıklı ve ilmi olmalıdır.
15. Meseledeki hakikat her zaman ortada olmalı, zeki ve kurnaz bir okuyucu, cinayetin açıklaması yapıldıktan sonra kitabı yeniden okuyarak çözümün ‘orada’ oldugunu görebilmelidir.
16. Dedektif hikâyelerinde uzun tasvirler bulunmamalıdır.
17. Suç, profesyonel bir katilin omzuna yüklenmemelidir. Hırsız ve soyguncularla ugrasmak yazarın ve ‘parlak amatör dedektiflerin’ degil polis karakollarının görevidir.
18. Dedektif hikâyelerindeki ölümler asla bir kaza veya intihar neticesinde vuku bulmus olmamalıdır.
19. Suçun islenmesinde sebepler tamamen sahsî olmalı, milletler arası münasebetler, politikalar veya harpler bu sebepleri olusturmamalıdır.
20. Sahte parmak izleri ve sonradan uydurulmus görgü tanıkları bulunmamalı; suçlu suç mahallinde bıraktıgı sigara izmaritlerinin markasından teshis edilmemeli; olay yerindeki köpegin havlamaması, dolayısıyla suçlunun ‘tanıdık’ biri oldugunun anlasılmasıyla olay çözülmemelidir.

Teolog, sair, denemeci ve dilbilimci Robert Knox, 1920'li yıllarda dedektif öyküleri de yazmıs ve 1929'da polisiye için asagıdaki “on emri” kaleme almıstır:
1. Suçlu romanın baslarında tanıtılmalı, ancak okuyucunun düsündüklerini anlamasına izin verilen biri olmamalıdır.
2. Dogal olarak, dogaüstü ve olagandısı isler konu dısı tutulmalıdır.
3. Bir taneden fazla gizli oda ya da geçit olmamalıdır.
4. Simdiye kadar kesfedilmemis bir zehir ya da sonuçta uzun bilimsel açıklamalar gerektirecek aletler kullanılmamalıdır.
5. Hikâyede asla bir Çinliye rastlanmamalıdır.
6. Dedektif ne tesadüfen sonuca varmalıdır ne de açıklanamayan bir sezgiyle.
7. Dedektif suça tesebbüs etmemelidir.
8. Dedektif olayı aydınlatmakta kullandıgı her ipucunu bize açıklamalıdır.
9. Dedektifin anlayısı kıt arkadası, Watson tipi, aklından geçenleri okuyucudan saklamamalıdır. Zekâsı ise ortalama okuyucunun çok az altında olmalıdır.
10. Bizi yeterince hazırlamadan ikiz kardesler ya da benzerler ortaya çıkarılmamalıdır.

1931’de Raymond Chandler de polisiye romanın temel özelliklerine iliksin düsüncelerini on maddede kaleme almıstır:

1. Polisiye roman, gerek olayın baslangıcını olusturan kosullar, gerekse de olayın aydınlatılması bakımından inandırıcı bir biçimde gerekçelendirilmelidir. İnandırıcı kosullar da, inandırıcı kisilerin, inandırıcı eylemlerinden olusmalıdır; inandırıcılıgın ise büyük ölçüde bir üslûp sorunu oldugu unutulmamalıdır.
2. Polisiye roman, cinayet yöntemleri ve cinayetin aydınlatılmasıyla ilgili olarak gerçekçi olmalıdır. Öyle fantastik, hayalî zehirler, yanlıs doz yüzünden beklenmedik etkiler vb. nedeniyle ölümlerden kaçılmalıdır. Susturucular (bunlar islev görmezler çünkü susturucu ile namlu uyumlu bir bütün olusturmazlar), kapı kollarında kıvrılarak yükselen yılanlar olmamalıdır. Dedektif, egitim görmüs bir polis memuruysa, buna göre davranmalı, meslege özgü ruhsal, zihinsel ve fiziksel yeteneklere sahip olmalıdır.
3. Polisiye roman, figürler, çevre ve atmosfer bakımından gerçekçi olmalıdır. Polisiye roman, gerçek bir dünyada yasayan insanları aldatmamalıdır.
4. Esrarengizlik ögesi bir yana bırakılırsa, polisiye romanın eylemi akılcı bir içerige sahip olmalıdır.
5. Polisiye romanın yapısı, gerektiginde olayları kolayca açıklanabilecek kadar basit olmalıdır.
6. Esrarın çözümünü makûl bir zekaya sahip okurun bile bulamaması gerekir.
7. [Esrar üzerindeki] sis perdesi aralanmaya basladıgında çözüm de kaçınılmaz bir çözüm olarak dayatmalıdır.
8. Polisiye romanda her sey aynı anda denenmemelidir.
9. Polisiye romanda katil ille de agır ceza mahkemesince olmasa da, su ya da bu biçimde cezalandırılmalıdır.
10. Polisiye roman okura karsı gerektigi sekilde dürüstlük içinde olmalıdır.

Yukarıdaki maddelere baktıgımızda polisiye romanın özelliklerini belirlerken yazarların ve arastırmacıların kendi kisisel fikirlerini ortaya koyduklarını, okudukları polisiye romanlarda begenmedikleri yönleri daha çok ele aldıklarını söyleyebiliriz. Daha sonra yazılan romanlarda da bu maddelerin pek dikkate alınmadıgını, pek çogunun ihmal edildigini görürüz. Bazı genel özelliklerin önemli oldugu kesindir, ancak bu özelliklerden ziyade bunların kurgulanısı daha önemlidir. Bu yüzden kalıpların dısına çıkılarak da polisiye roman yazılabilir. Polisiye romanının edebî degerini arttıran da bu özelliklerden ziyade kurgusudur. Yine de polisiye romanın bazı temel özelliklerini yukarıdaki maddelere ve üzerinde çalıstıgımız eserlere bakarak degerlendirecek olursak biz de söyle bir sıralama yapabiliriz:

1. Polisiye romanda, gerçek dünya anlatılmalı, olaylar gerçege uygun olmalıdır. Hayaletli, öte dünyayla, ruhlarla baglantılı yaratıkların bulundugu fantastik unsurlardan uzak durulmalıdır.
2. Cinayeti aydınlatmaya çalısan bir dedektif veya polis (polis müfettisi, baskomiser…vb.) bulunmalıdır. Dedektifin yanında bir de yardımcı bulunabilir.
3. @slenen cinayetlerin ve katillerin sayısı birden fazla olabilir. Bu cinayetler seri cinayet olabilir. Suçlu mutlaka ortaya çıkarılmalıdır. Herkes suçlu olabilir, dedektif bile.
4. Cinayetin çözümüne okuyucu da katılmalı, bu yüzden toplanan deliller okuyucudan gizlenmemelidir. Okuyucuya dürüst davranılmalı, okuyucu hayal kırıklıgına ugratılmamalıdır. Çözüm açıklanabilir olmalıdır.
5. Polisiye romanın kurgusu okuyucunun cinayeti dedektiften önce çözmesini engelleyecek biçimde tasarlanmalıdır. Sadece çok zeki okuyucular çözebilmelidir. Kurgu gerektiginde olayları kolayca açıklanabilecek kadar da basit olmalıdır.
6. Cinayetin islenis tarzı ve ortaya çıkarılısı mantıga uygun olmalıdır. Akla uygun olmayan yöntemlerden kaçınılmalıdır.
7. Polisiye romanda, yer yer ask, sosyal olaylar, tarihi mekânlar, dogal güzellikler üzerinde de durulabilir, tasvirler yapılabilir. Ancak bu unsurlar, asla polisiye unsurların, “Katil kim?” sorusunun çözümünü bulma çabasının önüne
geçmemelidir.
Cevapla


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi