Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Polisiye Romanın Gelişimi - Batı Edebiyatında Polisiye Roman
#1
Çesitli kaynaklarda polisiye türünün baslangıcı olarak, Edgar Allan Poe (1809-1849)’nun 1841 yılında ABD’de Grahm’s Magazine dergisinde yayımlanan Morg Sokagı Cinayeti33 alınır ve Poe’nun ilk gerçek anlamda cinayet anlatısı türünü ve bu hikâyedeki Chevalier Auguste Dupin karakteriyle de ilk dedektifi yarattıgı kabul edilir. (Bu hikâyede olaylar Paris’te geçer. Morg sokagında oturan Madam L’Espancye ve kızı evlerinde öldürülmüs olarak bulunurlar. C. Auguste Dupin isimli kisi, gazetede haberi okuyunca cinayeti çözmeye karar verir. Buldugu tüm ipuçlarını degerlendiren Dupin cinayeti bir hayvanın (bir orangutanın) isledigi sonucuna ulasır. hikâye orangutanın yakalanmasıyla son bulur. (Edgar Allan Poe, Seçme Hikâyeler, @thaki Yayınları, @stanbul 2002.))
Ancak bazı arastırmacılar bu duruma karsı çıkarak polisiyenin Poe’dan çok öncelere dayandıgını belirterek Shakespeare’in Hamlet’ini ilk polisiye olarak görürler. Hamlet bir tragedya havasında, öldürülen babasının katilini ararken, durmadan ipuçları toplayarak, bunları bütünleyip katili ortaya çıkarmaya çalıstıgı için polisiyenin ilk örnegi oldugunu ifade ederler.
Polisiye romanın önemli unsurlarından biri olan cinayetin temelleri ise, kutsal kitaplarda yer alan Kâbil’in Hâbil’i öldürmesiyle ortaya çıkan ilk kardes cinayetine kadar dayandırılır. Ancak bu cinayet polisiye romanlardaki cinayetlerden farklıdır ve bu konuda çesitli rivayetler bulunmaktadır. Bunlara bir göz atacak olursak, İskender
Pala’nın Ansiklopedik Divan Siiri Sözlügü’nün Hâbil maddesinde konu söyle anlatılır:

“Habil (Hâbil) a.i. Hz. Âdem’in ogullarından biri. Kardesi Kabil ile aralarında geçen olaydan dolayı meshur olmustur. Kur’an’ı Kerim’de bu kıssa oldukça teferruatlı bir sekilde anlatılır. (Mâide/27-31). Kur’an’a göre Hâbil ile Kâbil Allah’a birer kurban adarlar. Bunlardan Kâbil kendi kurbanının kabul edilmedigini görünce kıskançlıgından Hâbil’i öldürür. Kâbil cesedi nasıl yok edecegini düsünürken bir karganın yeri eseledigini görür ve o da Hâbil’i topraga gömer. İste yeryüzünde ilk öldürme hadisesi, ilk kan, ilk kötülük budur.”

Müfessirler tarafından Hâbil ile Kâbil’in hikâyesi daha degisik rivayet edilmistir. Buna göre Âdem peygamberin çocukları daima biri kız biri erkek olmak üzere ikiz dogardı. O da bir batında dogan erkegi diger batında dogan kız ile evlendirirdi. Hâbil hayvan beslemekle, Kâbil, ise ziraatla ugrasıyordu. Kâbil Hâbil’den büyüktü ve Kâbil’in kız kardesi Hâbil’inkinden daha güzeldi. Bu nedenle Hâbil’in evlenme istegine karsı çıktı ve kendisiyle ikiz dogan kızı ona vermemekte ısrar etti. Hz. Âdem vermesini söyledigi halde o kendi evlenmek istedi. Bunun için de Allah’a kurban kestiler… Hangisinin kurbanı kabul edilirse o kızla evlenecekti.
Hâbil’in kurbanı kabul edildi. O haklı çıkınca da Kâbil tarafından öldürüldü.
Tefsirlerde israi-liyyât36tan olmak üzere bu olay hakkında degisik ve teferruatlı bilgiler vardır. Siirde bu kıssa dolayısıyla telmîhen anıldıkları gibi Kâbil bir kötülük timsali, Hâbil de masum olarak ele alınır.
Ahmet Ümit de polisiyenin temellerini çok öncelere dayandırmakta, 19.yüzyılın ve Poe’nun eserinin baslangıç oldugunu kabul etmemektedir. Suçu ve cinayeti anlatan metinlerin tarihin baslangıcına tekabül ettigini belirten Ümit bu durumu söyle açıklar:
Klasik polisiyenin baslangıcı olarak 19. yüzyılın ortaları gösterilir. Oysa, suçu ve cinayeti anlatan metinlerin tarihi çok daha gerilere, tarihin basladıgı günlere uzanır. Suç, insanoglunun bir varolus biçimidir. Gerçekten de cinayeti ya da sonuçlarını anlatan ilk metinler, günümüzden binlerce yıl önce yazılmıstı. Hitit saray cinayetlerinin sonuçlarını konu alan Telipinu Fermanı ya da Sophokles’in ünlü yapıtı Kral Oidupus gibi. Bu metinlerin içinde Eski Ahit’te Kâbil ile Hâbil bölümünde anlatılan cinayet öyküsü en çarpıcı olanıdır. Bu hikâye sadece çarpıcı bir mesel
olmaktan çıkmıs, suçu ya da cinayeti anlatan yazara kolay kolay degismeyecek/degistirilemeyecek bir model olmustur.
Ümit, hikâyenin de Eski Ahit’te söyle anlatıldıgını yazar:
Birgün Kabil topragın ürünlerinden Rab’be sunu getirdi. Habil de sürüsünden ilk dogan hayvanlardan bazılarını, özellikler de yaglılarını getirdi. Rab Habil’i ve sunusunu kabul etti. Kabil’le sunusunu ise reddetti. Kabil çok öfkelendi suratını astı. Rab, Kabil’e ‘Niçin öfkelendin?’ diye sordu. ‘Niçin suratını astın? Dogru olanı yapsan seni kabul etmez miydim? Ancak dogru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmıs seni bekliyor. Ona egemen olmalısın.’Kabil kardesi Habil’e ‘Haydi,
tarlaya gidelim,’dedi. Tarlada birlikteyken kardesine saldırdı, onu öldürdü. Rab, Kabil’e, ‘Kardesin Habil nerede?’ diye sordu. Kabil ‘Bilmiyorum, kardesimin bekçisi miyim ben? diye karsılık verdi.
Rab, ‘Ne yaptın?’ dedi. ‘Kardesinin kanı topraktan bana sesleniyor. Artık döktügün kardes kanını içmek için agzını açan topragın laneti altındasın. İsledigin toprak bundan sonra sana ürün vermeyecek. Yeryüzünde aylak aylak dolasacaksın.
Çesitli sözlü edebiyat ürünlerinde (masal, efsane, destan vb.), Binbir Gece Masalları’nda, Ezop Masalları’nda yahut Shakespeare'in oyunlarında… polisiye unsurlara rastlanır. Ancak tüm bu ürünler polisiyeye zemin hazırlayan eserlerdir; polisiye degildir.
Ernest Mandel ise polisiyelerin temelini “iyi haydut” hikâyelerine dayandırır ve söyle açıklar: “Modern dedektif romanı, iyi haydutlar hakkındaki popüler edebiyatın uzantısıdır: Robin Hood ve Til Eulenspiegel’den, Fra Diavola ve
Vulpius’un Rinaldo Rinaldini’sine, Schiller’in Haydutlar ve Yitik Namustan Ötürü Suçlu’suna.”
Yine Mandel’e göre 19. yüzyılın ilk yarısında suçların artması ve basın özgürlügünün ortaya çıkmasıyla bunların saklanamaması sonucu suçların özellikle cinayetin zihinleri daha çok mesgul etmesi kaçınılmaz olmustur. Bu ilginin en iyi örneklerinden biri Thomas De Quincey (1785-1859)’nin 1827’de çıkan On Murder Considered as One The Fine Arts (Güzel Sanatlardan Biri Sayılan Cinayet Üzerine/Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet; deneme) adlı kitabıdır. Thomas De Quincey 1818-1819’da Westmoreland Gazete’nin editörü olmus, sütunlarını cinayetler ve cinayet davaları ile ilgili hikâyelerle doldurmustu. 1827 tarihli denemesinde, gerçekte ‘amatörler ve meraklılar’ arasında cinayetten zevk alınmasını ve dedektif romanları hakkında kafa patlatılmasını ısrar ederek böylece Edgar Allan Poe, Gaboriau ve Conan Doyle’a yolu açmıstır.
Quincey, cinayete iki açıdan yaklasır: ahlâksal açıdan ve estetik açıdan. Cinayet islemenin tabiî ki çok kötü bir sey oldugunu, ahlâka aykırı oldugunu ancak cinayet islendikten sonra artık yapılacak bir seyin kalmadıgını ifade eden Quincey, cinayete bundan sonra estetik açıdan yaklasmanın dogru olacagını savunur:
“[…]Bir cinayet henüz islenmemisse, hatta islenmekte bile degilse, ama islenecegine dair kulagımıza bir söylenti gelmisse, hiç tereddüt etmeden onu ahlâk açısından ele alalım. Ama varsayalım ki islendi, olup bitti, sona erdi, ya da yapıldı, oldu bitti denecek duruma geldi; varsayalım ki öldürülen zavallı adam acılarından kurtuldu, bunu yapan alçak adam da kim bilir nereye toz oldu; yine varsayalım ki biz de kaçan keratayı yakalamak için elimizden gelen her seyi yaptık ama nafile falan filan; öyleyse, diyorum ben, bu durumda erdem ne ise yarar? Ahlâka yeteri kadar ödün verilmis, artık Zevkin, Begeninin, Güzel sanatların sırası gelmistir. Olay üzücüdür hiç kuskusuz, son derece üzücü; ama artık bunu düzeltemeyiz. Bunun için kötü bir konudan mümkün olan en iyiyi almaya çalısalım; tabiî bu olayı ne kadar sıkarsak sıkalım ahlâk bakımından ise yarayacak bir sey çıkarmak mümkün olmadıgından, onu estetik açısından ele alalım ve bu yolla bir seyler verip veremeyecegimize bakalım…”
Yukarıda sayılan edebî ürünlerin polisiye unsurlar içerdigi muhakkak dogrudur. Ancak bunlar sadece polisiyeye basamak olusturabilecek yapıda ürünlerdir, birer polisiye degildirler. Polisiyeye zemin hazırlamıslardır, ama kurgusu bakımından incelendiklerinde polisiye niteligi tasımadıkları görülür.
Polisiyenin batıdaki gelisimine devam edecek olursak, “E. A. Poe, Morg Sokagı Cinayeti’nin yanı sıra, Çalınan (kayıp) Mektup (The Purloined Letter) 1842, Marie Roget’in Esrarı (The Mystery of Marie Roget) 1843 gibi romanlarıyla, iyi sair, gizemli öykü yazarı kimliklerine “polisiye romanın babası” unvanını da eklemistir. Poe ve hikâyeleri hakkında çesitli yorumlar yapılmıstır:
Poe’nun bu öyküsünde [Morg Sokagı Cinayeti] kendinden sonra gelenlerin birçok kez yararlanacakları polisiye romanın birçok ögesini bulmaktayız; kapalı odanın esrarı, cinayetin görünür nedeninin olmaması, tanıkların bilgilerinin belirsizligi dolayısıyla yanıltıcı olan ilk belirtiler, yanlıs süpheli… Bir önemli husus da dedektifin okur dahil, baska herhangi bir gözlemci ile aynı miktarda bilgiye sahip olması gerekliligidir. Sonuçta Dupin, okuyucuyu girdigi eylemlerle heyecanlandırmayan aksine onu beyinsel niteliklerinin sonuçlarıyla büyüleyen ve eglendiren ilk kahramandır.
Poe’nun hikâyesi, modern hayatın getirdigi gerilimleri, türün imkanları içerisinde anlatmayı amaçlıyordu. Anlatı modernitenin karsısında düsüncenin sezginin, hatırlamanın ve nihayet gücünü gözlem ve muhayyileden alan çözümleme yeteneginin üzerine kuruluyordu. Sır, tabiatüstü gibi unsurlar, çözümleme yetenegini harekete geçirmede önemli rol oynuyordu. Bunun için de aklı romantik terbiyeden geçirmeye ihtiyaç vardı. Dolayısıyla polisiye romantizmin olusturdugu temeller üzerine kuruldu.
Poe polisiye romana ‘karanlık’ bir boyut kattı: polisiye öykü onun sayesinde karanlıgın öyküsü haline geldi; bu anlamda, aydınlıgın (hakikât-iyilik) karanlıga (yalan-kötülük) karsı mücadelesi, kökü Antikçag’a kadar uzanan çok eski bir gelenege baglanır.
Poe’nun en etkileyici yanı ise yazma yöntemidir: “Biz bir plana ancak sürekli olarak sonucu düsünerek gerekli mantıksal ve dengesel görünümü kazandırabiliriz.”
Baska bir degisle Poe, öyküyü sondan basa dogru düzenler, yani bir çözüm romanı tasarlar.
Poe’nun yanı sıra Emile Gaboriau (1832-1873), Artur Conan Doyle (1859-1930), Maurice Leblanc (1864-1941), Gaston Leroux (1868-1927), Pierre Souvestre (1874-1914) ve Marcel Allain(1885-1969) gibi yazarlar da polisiyenin kurucuları arasında sayılırlar.
Polisiye romanın ikinci yazarı ise Poe’dan yirmi yıl sonra 1863’te yazdıgı Lerouge Olayı (L’affaire Lerouge), adlı romanıyla Emile Gaboriau (1832-1873) olmustur. Gaboriau, birbiri ardına yayımladıgı Orchival Suçu (Le Crime D’Orcival), 113 Numaralı Dosya (1867) (Le Dossier N:113), Paris Mahkumları (1868) (Les Esclaves de Paris) romanlarıyla ilk Fransız polisiye yazarı olma hakkına sahip olmustur. Emile Gaboriau ve hikâyeleri hakkında yapılan yorumlara bakacak olursak:
Emile Gaboriau, Lerouge Olayı’nda Poe’nun bir maymuna yükledigi cinayet formülünü gelistirmistir; aynı teknigi kullanarak ama bu sefer caniye de sosyal bir kimlik kazandırmıs bunun sonucu cinayete bir neden, bir gerekçe bulmustur. Bu çabasında ustasından ögrendigi melodramın bütün inceliklerden yararlanmıstır.
Poe’nun çizgisinde ama genellikle daha popüler bir üslup kullanan Gaboriau’nun Lerouge Olayı’nda Morg Sokagı Cinayeti’nden esinlendigi halde, ondan neredeyse dokuz kat daha uzundu. Polisiye öykü çizgisini terk eden ve
anlatısında sorusturmacıyı alan Gaboriau ise, popüler romanın, yani melodramın bazı belirgin özelliklerini koruyarak, polisiye romanda Fransız tarzını baslattı.
Gaboriau, ikinci romanından itibaren bir güvenlik örgütü görevlisi Müfettis Lecoq’u sorusturmacı olarak devreye sokar. Lecoq, Dupin’in tümdengelim metodları ile ipuçlarını özene bezene incelenmesini birlestiren bir sorgulayıcıdır. Gaboriau, teknik bakımdan Dupin’in analitik kanıtlamalarının daha alt düzeyde bir benzerini
yaratırken, polisiye romana töre romanı ile serüven romanının o pek büyük melodramatik potansiyelini ekler. Onun romanlarında toplumsal ve siyasal sorunlar, Poe ile ikisinin de ardılı olan Conan Doyle’a göre çok daha fazla öne çıkar.
Polisiye romanın @ngiltere’deki temsilcisi Artur Conan Doyle (1859-1930) ise roman kahramanı Sherlock Holmes ile okur karsısına çıkar. Kızıl Leke (Study in Scorlet) (1887) adlı eseriyle polisiye yazarlıgına baslayan Doyle, daha sonra Dörtlerin Parolası (The Sing of The Four’u), 1892’de de short stories (kısa hikâyeler) tarzında Sherlock Holmes’un Maceraları’nı (Adventures of Sherlock Holmes) kaleme alır.
Sherlock Holmes öykülerinin yapısı hep aynıdır. Holmes, isi gücü olmayan biridir. Macera çesitli biçimlerde gelir onu bulur (korkuya kapılmıs, bir tertibin içine düsmüs kisiler, zor durumda kalmıs, yardım isteyen polisler vb.). Holmes dinler, sorusturur, sonra gözlemler yapmak için olay yerine gider. Müsterilerini haberdar ederek katilin pesine düser ve yakalar. En sonunda Watson’u karsısına alarak olayı nasıl çözdügünü açıklar; okuyucu-Watson, hayranlıkla karısık bir saskınlıga düser. Conan Doyle, kahramanı Sherlock Holmes ve hikâyeler hakkında yapılan yorumlar söyledir:
Conan Doyle, polisiye roman dünyasının en ünlü dedektifi olarak yarattıgı Sherlock Holmes’un sasırtıcı yetenegi, bilgisi, teknigi ve ustalıgı sayesinde olayları çözümler. Holmes’un gözlem ve çözümleme basarısı, kimya, anatomi, kriminoloji, jeoloji, edebiyat, felsefe, astronomi, gibi birçok bilimsel alanda birikim sahibi olmasından kaynaklanır. Holmes aynı zamanda iyi keman çalar, boks ve eskrim dallarında da ustadır.
Sherlock Holmes hikâyelerinin çogunda cinayet yerine hırsızlık, sahtekarlık, santaj, önemli kisilerin veya belgelerin kaybolması gibi olaylar konu edilir.
Doyle romanlarının tümünde öykünün iyice anlasılması için tıpkı Gaboriau gibi yogun bir biçimde geri dönüslere basvurur. Bu romanı agırlastıran ve ilgiyi azaltan bir tekniktir. Bu nedenle tümüyle sorusturma üstüne kurulu ve Holmes ile rakibinin sürekli yarısması ile hareket kazanan öyküleri daha dinamik ve kolay okunan yapıtlardır.
Holmes gerek yazıldıgı dönemde gerek sonraları polisiye roman yazarlarını etkilemis ve kendi kahramanlarını Holmes ile karsılastıran kitaplar yazmaya sevk etmistir. Bunun tipik örnekleri Fransa’da Arséne Lupin’in, ülkemizde Server Bedi’nin yarattıgı Cingöz Recai’nin Sherlock Holmes ile mücadelelerini anlatan kitaplardır.Ülkemizde yayınlanan ilk telif polisiye romanı dizisinin baslıgı da “Türklerin Sherlock Holmes’u Amanvermez Avni”dir. Holmes’un hâlâ etkinligini sürdürdügünün bir tipik kanıtı da degerli karikatürist Turhan Selçuk’un sevimli kahramanı Abdülcanbaz’ın “Allahabâd Elması, @stanbul, 1984” adlı serüveninde kendisine rakip olarak Holmes’u görmesi ve onunla mücadele etmesidir.
Mandel, Holmes’un yaratıcısı Doyle’u “dedektif romanının gerçek atası ya da en azından bu denli popülerlesmesinde en çok emegi geçen kisi” olarak tanımlar.
Maurice Leblanc (1864-1941) ise, Victor Hugo’nun ‘Sefiller’inden Jean Valjean’ın, Alexadre Dumas’ın ‘Üç Silahsorlar’ından d’Artagnan’ın, Conan Doyle’un dedektifi Sherlock Holmes’un bütün sevimliligini bünyesinde toplayan “Arséne Lupin” tipini polisiye dünyasına armagan eder. Böylece Arséne Lupin sahsında milliyetçi, her türlü güzel hayali gerçeklestirebilecek yetenege sahip yenilmez bir kahraman sahneye çıkar.
Dünyanın hem hırsız hem hafiye olan bu en çapkın polisiye kahramanı Arséne Lupin, 1905 yılında dönemin ünlü yayıncısı Lafitte’in sahibi oldugu “Je Sais Tout (Her Seyi Biliyorum) adlı aylık magazin dergisi için Leblanc’tan bir polisiye hikâye istemesiyle ve bu polisiyenin kahramanının Fransa için, İngiltere’nin Sherlock Holmes’u ile aynı degerde olması kosulunu öne sürmesiyle ortaya çıkar.
Lupin, jimnastik ögretmeni bir baba ile soylu bir annenin ogludur, çok sık giyinir. Geleneksel kıyafeti yakasına çiçek takılmıs bir frak, krem rengi eldivenler, silindir sapka ve gözünde monokl’dur. Kılık degistirme ve ortadan yok olmada usta olan Lupin kendi için çalmaz bunu “psikolojik doyum için, topluma meydan okuma, onun en eski kurumlarını alaya alma ve baskıcı alıskanlıklara dikkat çekme zevki için “yapar. Onun en gözde kurbanları tefeciler, bankalar, sigorta sirketleri, kiliseler, süper zenginler ve hatta Almanya imparatoru II. Wilhelm’dir. bunların dısında
katillerden, sıradan hırsızlardan, santajcılar ve casuslardan nefret eder… Lupin ayrıca yurtseverdir, çözümü ülkesine yarar saglayacak muammalara da el atar ve XX. yüzyıl basında Fransa ile Almanya’yı karsı karsıya getiren Fas olayında II.Wilhelm onun santajına boyun egmek zorunda kalır.
Leblans’ın eseri tıpkı Doyle’unkiler gibi bütün dünyada ve ülkemizde çok tutulmus ve sevilmistir. Bütün zamanların en sevimli hırsız hafiyesi “Cingöz Recai” bütün yerel renklerine karsın basarılı bir Lupin uyarlamasıdır.
Fransız yazar Gaston Leroux (1868-1927) ise 1907 yılında yazdıgı Sarı Odanın Esrarı (Le Mystére de la Chambre Jaune) romanıyla ününü pekistirir. Romanda Poe’nun Morg Sokagı Cinayeti’ndekine benzer bir hikâye çözümlenir.
Gaston Leroux’un dedektifi ve dedektifin arkadası ise Doyle’un Sherlock Holmes ve Watson’una çok benzemektedir. Gaston’un dedektifi delilleri ince ve titiz çalısması neticesinde elde eden L’Epoqe dergisi muhabiri Joseph Rouletabille’dır. Arkadası Sinclair ise Watson gibi olayların gözlemcisi ve anlatıcısıdır. Rouletabille, Doyle’un kahramanı gibi üstün yetenekli ama ihtirassız, aile bagları olmayan, tutkusuz, kavganın üstünde, yalnızca bir sorusturmacı degildir. Rouletabille tutkuları, ahlâk hükümleri, ideolojisi olan, olaylardan bunalıma girecek
kadar etkilenebilen bir kisidir. Leroux eserinde aslında melodramın son uyumuna ulasmayı amaçlamaktadır. Bu amacın sonucu olarak da cinayeti de, cinayetin açıklanmasını da sonunda kazanılabilecek bir utku bulunmayan bir hiçlige, bir karmasaya indirgeyerek polis romanlarında kendine özgü bir yer almaktadır.
Polisiye romanın kurucuları arasında son olarak söz edecegimiz iki yazar ise “Fantomas” tipinin yaratıcıları Marcel Allain(1885-1969) ile Pierre Souvestre (1874-1914)’dir. Bu ikiliden Allain, o dönemin tanınmıs gazetecilerinden Souvestre’ın yanında gazetecilige baslamıs ve ikili 1909 yılında ilk eserlerini vermisler ve daha sonra Fantomas’ı yaratmıslardır. Fantomas söyle tanıtılır:
Bin yüzlü diyebilecegimiz Fantomas bir cinayet dehasıdır. Cinayetlerin akıllara durgunluk vermesinden hoslanır, bunun için de döneminin teknik olanaklarından yararlanmayı bilir; örnegin evine asansörlerle hareket eden salonlar yaptırır; otomobil, denizaltı, uçak gibi araçlar daha yaygınlık kazanmadan onun kullandıgı vasıtalar olmustur… Fantomas Türkiye’de de büyük ilgi görmüs, Hüseyin Nadir’in Faka Basmaz Zihni’si ona öykünerek olusturulmustur.
XIX. yüzyılın son yıllarıyla XX. yüzyılın baslarında ilk olarak ABD’de ‘Dime Novels’ (On Paralık Öyküler) olarak adlandırılan ve edebî degeri olmayıp sadece kâr amaçlı yazılıp pazarlanan polisiyeler ortaya çıkmıstır. Daha sonra çeviri yoluyla Fransa ve diger ülkelere de yayılmıstır.
Bu kitaplar çok ucuza satılmakta ama en kötü kâgıtlara basılmaktadır. Ucuzluklarından ötürü On Paralık Öyküler (Dime Novels) ve çok kötü kalite kâgıtlarından dolayı da Hamur (Pulp) diye adlandırılmaktadırlar. Bu romanlar genellikle küçük hacimli (16-48 sayfa) ama aynı kahramanın öyküleri olarak sürekli üretilen yapıtlardır. Bu yeni uygulamaya göre periyodik olarak çıkan dergilerde kahramanın her hafta veya her ay yeni bir serüveni
okuyucuya sunulmaktadır.
Dime Novels’lerin kahramanları genellikle görevli bir polis veya özel polis hafiyesidir. Özel hafiye bile olsa resmi polisle arası muhakkak iyidir ve birbirlerine itimat edip yardım ederler, aralarında bir çatısma veya rekabet söz konusu degildir. Bu öykülerde suçlularla isbirligi eden kötü polise de pek rastlanmaz. Öyküler elestirmenlere hak verecek sekilde basit bir çerçeve içinde gelisir; az egitimli veya çok genç okuyucular hedef alınmıstır. @lginç entrikalar, içinden çıkılmaz muammalar, melodrama özgü sonuçlar hele hele psikolojik incelemeler bu
öykülerden beklenmemelidir.
Bu türün en önemli kahramanları; Nick Carter ve Nat Pinkerton’dur. Nick Carter öyküleri XIX. yüzyılın son yıllarında ortaya çıkmıstır. Dizinin ilk yazarı John Russel Coryell (1851-1924)’dir. Diger Nick Carter yazarları ise sunlardır: Dey Frederic Merrill, Van Ronselaer, Edwart Stratamaye, Michael Avollone. Nick Carter öyküleri günümüze kadar süregelmis ve artık XX. yüzyılın sonlarında karsımıza bir CIA ajanı olarak çıkmaktadır. Pinkerton öykülerinin kahramanı Nat Pinkerton ise yasamıs bir kisiden Allan Pinkerton’dan alınmıstır. Allan Pinkerton (1819-1884), İsveç asıllı bir dedektiftir. Dünyanın ilk özel dedektiflik ajansını ABD’de “Pinkerton Ulusal Dedektiflik Ajansı” adıyla kurmustur. Nat Pinkerton öyküleri de tıpkı Nick Carter öyküleri gibi birçok yazar tarafından üretilmistir ve XX. yüzyılın ilk yıllarından itibaren periyodik olarak çıkan dergi öyküleri ve çizgi roman olarak sürüp giden Dime Novels türünün tipik örneklerini olusturmustur.
Ayrıca Dime Novels kahramanları arasında Ethel King, Pick Nick, Nick Vinter ve Gik Tam sayılabilir.
İki dünya savası arasında (1920-1940), özellikle @kinci Dünya Savası’ndan sonra dünyada polisiye roman altın çagını yasamakta, artık özerkligini kazanmıs, magazin ve dergilerin vesayetinden kurtulmustur. Çözüm romanı, muamma roman, sorun romanı gibi adlarla anılan türün ilk örnekleri İngiltere’de verilirken, daha sonra Amerika’da sürdürülür, Belçika ve Fransa’da da temsil edilir. Bu tür romanlarda yapı, basta ortaya konan bir cinayet, ardından bir dedektifin belli sayıda süpheliyi sorgulaması ve sonunda suçluyu ortaya çıkarması seması üzerine kurulur.
Polisiye romanın bu dönemini karakterize eden ve onları kendilerinden önceki ve sonraki yazarlardan ayıran sey, kurgularının son derece göreneksellesmis ve belirginlesmis olmasıdır. Karakterler sınırlı sayıdadır ve hepsi cinayet sahnesinde mevcuttur ve roman boyunca orada kalırlar. Olay-yer-zaman birligi söz konusudur. İlk cinayet olayın can damarıdır ve romanın basında gerçeklesir. Cinayete konu olan tutkular sınırlıdır: hırs, intikam, kıskançlık ve bazı kereler karsılıksız ask ve onun dogal sonucu nefret.
Bu türe Ruth Rendell, Phyllis D. James’in katkıları büyüktür. Türün en önemli temsilcisi ise E. Üyepazarcı’nın gerilim yaratmada ve gerilimi canlı tutmada gerçek bir usta, Sebnem Atılgan’ın kurgu dünyasının kraliçesi66 olarak
degerlendirdigi Agatha Christie’dir. Yarattıgı Hercule Poirot tipiyle Sark Ekspresinde Cinayet (1936), Styles’de Asrarengiz Vaka (1963), Nil Cinayeti(1963), Katil Kim (1981) gibi romanlarında muamma roman yöntemi uygular.
Agatha Christie’nin eserleri 45 dile çevrilmis ve kitap satısları milyarları bulmustur. Kutsal kitaplar (Kur’an-ı Kerim ve İncil) ve Shakespeare’den sonra en çok satan yazardır. Yarım yüzyılı askın süren yazarlık hayatında, yetmis dokuz roman ve kısa hikâyelerden olusan kitaplar yazmıstır. Yazarın en tanınmıs iki kahramanı Hercule Poirot ve Miss Marple’dir. Birçok romanında cinayetlerin gizemi bu iki kahraman tarafından çözülür.
Agatha Christie’den baska Dorothy Sayers, Gilbert Keith Chesterson gibi yazarlar ve ABD’den Van Dine, John Dickson Carr (Carter Dickson), Ellery Queen, Erle Stanley Gardner da aynı dogrultuda eserler verirler.
Sungu Çapan, 1929’da ABD’de yasanan ekonomik bunalım, içki yasagı, gangsterlerin türemesi, yasa dısılıgın ortaya çıkması, rüsvetin, yolsuzlugun ve genel yozlasmanın hâkim oldugu bir atmosferde, toplumsal ve siyasal genel bir tedirginligin yasandıgı bir toplumda, bu tedirginligin edebiyata, polisiye romanlara yansıdıgını, “kara roman” türünün bu sekilde ortaya çıktıgını belirtir. 1930’lu yıllarda görülen bu polisiye roman türünün önemli temsilcileri arasında da Dashiell Hammet, Raymond Chandler, James M. Cain, W. R. Burnett, Mickey Spillane, Léo
Mallet ve Georges Sinenon James Lee Burke, Robert Campbell, Hammond Innes, Marcel Montecino, James Hadley Chase, Peter Cheyney gibi yazarları sayabiliriz.
A. Ömer Türkes, kara romanın kurucusu Dashiell Hammet’i ve polisiyeye etkisini söyle anlatır:
Yasamdan kopuktu polisiye öykü, yalnızca kendisini amaç edinmis bilmeceydi. Ve sahneye Dashiell Hammett çıktı. Onunla birlikte polisiye sokaga, kanlı canlı insanların arasına indi. Chandler' in deyisiyle "Hammett cinayeti aldı ve
onu, sırf ortada bir ceset olsun diye degil, gerçek bir nedenle isleyen insanların eline verdi gene, hem de cinayeti ellerindeki olanaklarla isleyenlere; el oyması düello tabancaları, kürar zehiri ya da tropikal balıklarla degil. Bu insanları oldukları gibi döktü kâgıda ve bu amaçla kullandıkları düsünce ve dille konusturdu onları. Sorunların zekâ oyunları ile degil silahların ve bilegin gücü ile çözümlendigi bu dünya, romantik iliskilerden uzak, sokagın agzını/argoyu kullanan bir üslupla ve hem siddete hem cinsellige agırlık verilerek anlatılıyordu.
Türün temsilcisi ise Jean-Patrick Manchette (1942-1995)’dir. Manchette polisiye kariyerine 1971’de yazdıgı N’Gustro Vakası’yla baslar, 1981’de Keskin Nisancı ve 1995’te Mavi Kanlı Prenses’i kaleme alır. Ernest Mandel’in yeni polisiye akımının tartısmasız en önemli ismi olarak niteledigi Manchette kara romanın özelliklerini söyle açıklar:
İyi kara roman toplumsal bir romandır, toplumsal elestiriye dair bir romandır, suç hikâyelerini konu eder, ama toplumun veya toplumun bir bölümünün belli bir yerdeki, belli bir andaki portrelerini yansıtmaya çalısır.
Türün gelisimini muamma roman ile kara roman arasın da, yer alan “Thriller(Heyecan-Korku) veya Suspence (Süphe-Gerilim) Roman adıyla anılan eserlerle devam ettirilir. Üyepazarcı, Thriller ve Suspense Roman türünün temsilcileri arasında James Mac Cain, Sébastian Jabrisot, William Irish, Patrick Quentin, Charles Williams ve Frédéric Dard’ı sıralarken türün en önemli iki ismi olarak da Pierre Boileau ile Thomas Narcéjac ikilisini gösterir. Türün özellikleri ise söyle açıklanır:
Kara romanın zengin paketinde sıkıstırılan, kovalanan bireyin öyküsü eksiktir. İste “suspense (süphe)” türü bu boslugu doldurmustur. Bu tür, tehdidin kırgınlastırdıgı insan cinsini sergiler. Bu türün okuyucudan istegi cinayeti
aydınlatması degil fiziksel ve ruhsal olarak yasam mücadelesi veren bir varlıkla özdeslesmesidir. Buradaki sorun kurbanın bu suçlu da olabilir üzerine kapanmakta olan tuzaktan kurtulup kurtulamayacagıdır. Bu tür polisiye roman geleneksel anlatının muamma veya sorusturma gibi geleneksel yöntemlerine basvurur ama, bunları kahramanlarının amaçlarına bagımlı kılar.
Üyepazarcı bunların dısında “Hareketli Diziler” olarak adlandırdıgı dedektifin yerini serüvencilerin (casuslar, gizli ajanlar) aldıgı türün temsilcileri olarak da Peter Cheyney, Ian Fleming, Frédérick Dard, Jean Bruce, Gérard de
Villiers gibi yazarları sayar. Günümüzdeki yabancı polisiyeleri, özellikle 2006’da yayımlanan polisiyeleri ve yazarlarını A.Ömer Türkes söyle sıralar: M. Robotham’ın Süphe, James Patterson Mary Mary, Maxime Chattam’ın Karanlıgın Solugu, Jonathan Kellerman’ın Öfke, Jeremiah Healy’nin Tıpkı Uyku Gibi, P.J.Tracy’nin Oynamak ster misin? Clive Cusser’in Truva Hazinesi, J. Madison Davis’in Van Gogh Komplosu, Subcomandante Marcos ve Jorge Semprun’un birlikte kaleme aldıkları Huzursuz Ölüler, Jorge Semprun’un Ramon Mercader’in kinci Ölümü ve Henning Mankell’in Riga’nın Köpekleri…
Cevapla


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi