Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Polisiye Romanın Gelişimi - Türk Edebiyatında Polisiye Roman
#1
ÇEVİRİ POLİSİYE ROMANLAR:

Ülkemize polisiye romanların girisi, polisiyenin batıdaki baslangıcından (Poe’nun Morg Sokagı Cinayeti) kırk yıl sonra gerçeklesmis ve bu giris çeviri romanlarla olmustur. Dilimize çevrilen ilk polisiye roman ise Fransız yazar Ponson de Terrail’in Paris Faciaları adlı kitabıdır. 1881 yılında Ahmet Münif tarafından çevrilmistir.
Erol Üyepazarcı dilimize çevrilen polisiyeleri iki sınıfa ayırır:
1. 1881 yılı ile II. Mesrutiyetin ilân edildigi 1908 yılı arası,
2. 1908 ile 1928 (harf inkılabı) yılları arası.
Birinci dönemde daha çok Fransız polis romanları çevrilmistir. Bu dönemin çevirmenleri arasında Ahmet Mithat Efendi (Emile Gaboriau’nun ‘Orcival Cinayeti’ni 1884’te çevirdi), Hüseyin Rahmi Gürpınar, Fazlı Necip, Süleyman Nazif, Ahmet Rasim, Ali Kemal, Mahmut Sadık, Mehmet Atâ ve Servet-i Fünun dergisi sahibi Ahmet @hsan önemli yer tutar.
Yine bu dönemde polisiye tutkunu II. Abdülhamit’in, sarayında bulunan tercüme bürosundaki çevirmenlere “6000 cinai roman” çevirttigi rivayet olunur. (En çok Conan Doyle’un eserlerini sever.)76 Maalesef bu kütüphane 31 Mart Vak’asından sonra II.Abdülhamit’in tahttan indirilmesi sırasında yagmalanmıstır.
Erol Üyepazarcı bu kitapların tamamının polisiye olmasının mümkün olmadıgını, II. Abdülhamit’in kütüphanesindeki çevirilerin tümünün ancak bu kadar olabilecegini söyle ifade eder:
Bazı eserlerde Abdülhamit’in çevirttigi polisiye roman sayısı 6.000 gibi epeyce abartılı rakamlarla ifade edilmektedir. (Dipnotta, örnek olarak Vasfi Senözen’in Osmanogullarının Varlıkları ve Abdülhamit’in Emlâki, Ankara 1982 kitabının 62. sayfasındaki “16 mütercimin 6.000 roman çevirttigi” ifadesi verilmektedir. Bu ifadeden bu romanların tamamının polis romanı oldugunun çıkarılmaması gerektigi belirtilir.) Bu rakamın tamamının polisiye roman çevirisi olduguna inanmak zordur. Bir kere bu kadar polisiye romanın o tarihlerde yazılmıs olması olanaksızdır. Poe’nun ilk polisiye romanı 1841’de yazdıgı düsünülürse ve polisiye romanın gelisimi göz önüne alınırsa bu rakamın çok abartılı oldugu açıktır.
Büyük olasılıkla bu sayı padisahın çevirttigi diger çesitli kitapları da kapsamaktadır.
1908-1928 arasındaki ikinci dönemde ise II. Mesrutiyet’le gelen hürriyetle birlikte gerek çevirilerde gerekse telif polisiye romanlarda patlama olmustur. Ayse Altıntas Balcı, bu dönemdeki popülerlesmeyi polisiye eserlerin önce gazete ve dergilerde tefrika edilip sonra kitap haline getirilmesi ve halkın bu tefrikalara ucuz yoldan ulasabilmesine baglar.
Bir taraftan türün Artur Conan Doyle, Maurice Leblanc, Gaston Leroux Marcel Allain-Pierre Souvestre ikilisi gibi ünlülerin eserleri çevrilir ve Türk okurlar söz konusu yazarların kahramanları Sherlock Holmes, Arséne Lupin, Roulatabille ve Fantome ile tanısırken; bir yandan da daha önce tanıttıgımız polisiye türünün “proleterleri” diyebilecegimiz ve uluslar arası polis edebiyatında Dime Novels yani On Paralık Romanlar diye tanımlanan alt türün çevirileri de genis okuyucu kitlelerine ulasmıstır. Bu alt türün en önemli kahramanları ise Nick Carter ve Nat Pinkerton’dur.
Daha sonra muamma romanı altın çagını yasamaya baslar. Tabiî ki çeviriler de bu yönde olur. Bunların en önemlisi Agatha Christie’den yapılan çevirilerdir.
Bunun yanında hemen hemen tüm yazarlardan çeviriler yapılmıstır. Bu çevirileri Erol Üyepazarcı su sekilde ele alır:
Örnegin Sherlock Holmes dizisinin (Conan Doyle) birçok hikâyesinin çevirisi 1909 ve 1919 yılları arasında Faik Sabri Duran, A.Enver, kendini Mütercim-i Eser diye tanıtan bir çevirmen, A.Rıza (Ali Rıza), S.Faiz (Osman Faiz Gündogdu), Ragıp Rıfkı Özgürel, Tevfik Vehbi, Süleyman Tevfik Özzorluoglu, F.Z. rumuzlu bir çevirmen, Hasan Bedrettin, Rahmi Talat, Kemal Süleyman, F. Hüsnü ve Cemaleddin adlı bir çevirmence yapılmıstır.
Arséne Lupin (Maurice Leblanc) dizisinin en önemli çevirmeni ise Asır gazetesinin sahibi ve basyazarı Fazlı Necip’tir. ilk önce gazetede tefrika edilen hikâyeler 1909 yılında yedi cilt olarak kitap haline getirilir. 1909 yılında Osman Vefik, 1910 yılında Matbaa-i Ebüzziya’da ismi belli olmayan bir çevirmen, 1912 yılında S.M rumuzlu bir çevirmen, 1912-1913 yıllarında önemli çeviriler yapan Mehmet Ali adlı bir çevirmen, 1913 Süleyman Tevfik, 1919’da Suat Samih, 1920’de S.Suat, 1920-1925 yılları arasında Mustafa Remzi, 1926’da Hasan Bedrettin, 1928 yılında da Pertev Sevkettin dilimize birçok Arséne Lupin hikâyesi kazandırmıstır.
Gaston Leroux çevirilerine baktıgımızda ise 1909 A.R. rumuzlu bir çevirmen, 1912’de Ragıp Rıfkı, S.E. rumuzlu bir çevirmen, 1920 ve 1922’de Hasan Bedrettin, Rodoslu Ahmet Rıza ve 1927’de Mahmut Yesari tarafından yapıldıgını görürüz.
Fantome dizisi çevirileri 1912’de Ragıp Rıfkı tarafından üç cilt olarak yapılmıstır. Ayrıca Sükrü Nahit tarafından yapılmıs on altı sayfalık bir çeviri mevcuttur.
Bunların dısında çesitli yazarlardan çevrilmis birçok eser mevcuttur. On Paralık Eserler denilen Dime Novels çevirilerinin en önemlileri ise Nick Carter ve Nat Pinkerton dizileridir.
Nick Carter çevirileri 1909’da Holmes çevirmeni S. Faiz kadar basarılı olan Mehmet Tevfik, 1912’de adı belli olmayan bir çevirmen, 1919-1920’de Ragıp Rıfkı, 1917’de Süleyman Tevfik, 1922’de M.Nazım ve Fikret Sahap tarafından yapılmıstır. Nat Pinkerton çevirilerinin ilkini 1911’de Sabah gazetesi yayımlamıs ve çevirmen olarak da Sabah Gazetesi Heyet-i Tahririyesi gösterilmistir. Bir yıl sonra Tercüman-ı Hakikat gazetesi çeviriler yayımlamıs, 1914’te M.Nazım, E.Âli, Orhan Mithat ve Ahmet Resat, 1917’de M.N. rumuzlu bir çevirmen, 1917 ve 1922’de Vedat Örfi, 1919’da A.S. rumuzlu bir çevirmen, 1919’da Avanzâde Mehmet Süleyman, 1920’de Ragıp Rıfkı, ve H.Fevzi, 1926’da M.Kemalettin ve Mustafa Remzi, 1927’de C.Cahit(Cemil Cahit Cem) çeviriler yapmıslardır.

TELİF POLİSİYE ROMANLAR:

Telif polisiye romanları da çeviri polisiye romanlar gibi birinci dönem (1881-1908) ve ikinci dönemde (1908-1928) olmak üzere iki bölümde inceleyebiliriz. Birinci dönem yazılan ve ilk telif polisiye roman olma özelligini tasıyan Ahmet Mithat Efendinin Esrâr-ı Cinayât (1884) adlı polisiye romanından baska 1884’te tefrika edilen Hayret adlı romanı ile 1887’de tefrika edilen Haydut Montari adlı eseri mevcuttur.
Ahmet Mithat Efendi eserlerinde sadece olayı anlatmakla yetinmez, halkı aydınlatmak için zaman zaman romanı keserek veya dipnotlarda çesitli konular hakkında bilgiler verir. Esrâr-ı Cinayât adlı eserinde de bu durum sıkça görülür.
Eserde @stanbul’da bogazın bitimindeki Öreke Tası denen yerde bir genç kızla iki adamın cesedi ve bir Arap evinde asılı bir baska kisinin cesedi bulunur. Romanda (dedektif) Osman Sabri Efendinin bu cinayetleri çözme çabası anlatılır.
Bu dönemde Ahmet Mithat Efendinin eserinden baska polis romanı da yazılmıstır. 1901’de yazılan Cani mi? Masum mu? adlı bu roman ilk Arséne Lupin çevirmeni olan Fazlı Necip’e aittir. İkinci dönemde ise telif romanlarda çok sayıda artıs olmustur. İlk dönem bir polisiye roman yazan Fazlı Necip bu dönemde birçok eser vermistir. II. Mesrutiyetin ilânından sonra çıkarmaya basladıgı Arsen Lupin çevirilerinin 6. cildinden sonra 7., 8. ve 9. ciltlerini bu telif polisiye romanlarına ayırmıstır. Ancak bu eserlerinin pek basarılı oldugu söylenemez.
Fazlı Necip’ten baska, 1912’de Yervant Odyan Efendinin Abdülhamid ve Sherlock Holmes isimli eseri; 1913’te Ebüssüreyya Sami’nin Amanvermez Avni dizisi; 1922-1928 yılları arasında çıkan Hüseyin Nadir’in Fakabasmaz Zihni dizisi; 1924-1928 yılları arasında çıkan Peyami Safa’nın Server Bedi adıyla yazdıgı Cingöz Recai tiplemesinin serüvenleri sayılabilir.
Yervant Odyan 1912’de yayımladıgı Abdülhamit ve Sherlock Helmes adlı eserinin basında belli bir düzeyi yakalamısken dönemin Abdülhamit düsmanlıgının etkisiyle eserini siyasî yönlere tasıyarak ve bir Abdülhamit dönemi elestirisine dönüstürerek polisiyeden uzaklastırmıstır. 1913’te yayına baslayan ve 1914’te tamamlanan 10 kitaplık Ebüssüreyya Sami eseri Türklerin Sherlock Holmes’u Amanvermez Avni ise oldukça basarılı bir dizidir. Bu eserin etkisiyle birçok diziler ortaya çıkmıstır. A. Ömer Türkes, Erol Üyepazarcı'nın ifadesiyle "ilk basarılı yerli polisiye roman dizisi" diyebilecegimiz Amanvermez Avni hikâyelerini söyle degerlendirir:

“[…]‘Dime Novel’ tarzında yazılmıs polisiye hikâyeleriyle önemsiz gibi görünebilirler; ama o yıllarda ulastıkları okuyucu sayısı ve sonraki polisiyeler üzerinde yaptıkları etkiler göz önüne alındıgında ihmale gelmeyecekleri açıktır. Hele ki Ebussüreyya Sami’nin hikâyesinin basına yazdıgı önsözde kahramanı Amanvermez Avni’ye bir tarihsel gerçeklik kazandırma gayreti özellikle dikkate deger. Daha ilk hikâyede her türden insan tipiyle, devlet daireleriyle, evleri, sokakları ve toplumsal hayatıyla eski İstanbul manzarası çıkıyor karsımıza. Avni ve yardımcısı Arif, deniz kenarında bulunan yanık bir cesedin ve katilinin kimligini ortaya çıkarmak gayreti içerisindeler. Her türden kılıga giriyor, zengin semtlerinden tutun da Beyoglu batakhanelerine kadar dolasmadık kaldırım bırakmıyor, zaman zaman hayati tehlikeler de atlatıp sonunda suçluyu enseliyorlar.” Amanvermez Avni Sherlock Holmes’un çözümleyici kisiligiyle sokaklarda suçlu kovalayan özel dedektif tiplemesini birlestiren bir kahraman… Olayları zekası ve yumruguyla çözümlüyor.

Amanvermez Avni’yi Osmanlı aydınına benzeten Barıs Avsar ise, hikâyeleri söyle yorumlar:

En gözü dönmüs katilleri ülke dısına kadar takip edip geri getirebiliyor, fakat içine düstügü ‘dısarıdan aldıklarını kendi köküne asılama’ ve bunun asla igreti durmaması yönündeki saplantısı onun en büyük derdi aslında. İste kaba bir genellemeyle ‘Osmanlı aydını’yla ve bugünkü birtakım takipçileriyle aynı oldugu yer de burası zaten: En iyi kılıgı bulmak için kılık degistire degistire kendi ilk kılıgını da unutmamak. Emsalleri kadar gerçek!
Polisiye edebiyatımızın baslangıç noktalarından biri olan Amanvermez Avni sadece bu özelligiyle bile ilgiye deger. Üstelik yazarının Londra’da, New York’ta, Paris’te yaratılan Sherlock Holmes’ların, Nat Pinkerton’ların, Nick Carter’ların, Lecoq’ların bir esini getirip kendi zamanının İstanbul’una ustaca koyuvermesi var ki, gerçekten hikâyelerin en dikkat çekici yanı da bu ve polisiyeden hoslanmayanlar için bile okumayı ilginç hale getiriyor.
1922-1928 yılları arasında çıkan Hüseyin Nadir’in Fakabasmaz Zihni adlı bir kahramanın maceralarını anlattıgı Cinayet Koleksiyonu baslıgı altında yayımladıgı dizi de oldukça basarılıdır. Kesintisiz tam altı yıl yayınına devam edilmistir. Fakabasmaz Zihni, Dogunun Arséne Lupin’i olarak tanıtılır. Erol Üyepazarcı bu eseri Ebüssüreyya Sami’nin yazmıs olabilecegini Hüseyin Nadir ile Ebüssüreyya Sami’nin aynı kisi olma olasılıgının yüksek oldugunu ifade eder. Çünkü Ebüssüreyya Sami Amanvermez Avni dizisinin son kitabında böyle bir dizi hazırlayıp sunacagından bahseder. Ama kitaplarda Hüseyin Nadir yazmaktadır.89 Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla yazdıgı Cingöz Recai tiplemesinin serüvenleri 1924’te baslamıs ve yazarın ölümünden bir yıl sonra 1962’de toplu olarak basılmıstır. Dizi, 1924 ve 1925’te yayımlanan onar kitaptan olusan Cingöz Recai’nin Harikûlade Sergüzestleri Serisi ve Cingöz Recai Kibar Serseri Serisi ile 1926’da yayımlanan on bes kitaptan olusan Sherlock Holmes’a Karsı Cingöz Recai dizisinden olusmaktadır. Dizi tıpkı Sherlock Holmes gibi çok tutulmustur. Cingöz’ü ikinci dizinin sonunda yakalatarak diziye son vermek isteyen Server Bedi okuyucunun istegi üzerine 301 sayfalık çok hacimli bir kitapla Cingöz’ün Esrarı ile onu geri getirmistir (1925). Cingöz Recai sinemaya aktarılan ilk Türk polisiye roman kahramanı olma unvanını da kazanmıstır. 1930'lu yıllarda Cemil Cahit'in İkiz Seytanlar, Kan İçen Hortlar, Feridun Hikmet Es'in ki Cinayet Gecesi, Tahsin Abdi Göksingöl'ün 12 Kadının Esrarı, Süleyman Çapanoglu'un Milyon Avcıları ve Rıza Çavdarlı'nın Müthis Katil Landuru romanları ilgiye deger. Ama aynı yıllarda yarattıgı Yılmaz Ali serisi ile Vala Nurettin (Va-Nu) gerçek bir polisiye yazarı oldugunu kanıtlar.
Dünya edebiyatında polisiyelerin altın çagı olarak nitelenen 1940'lı yıllarda, Türkiye'de Hamdi Varoglu, Rıza Danisment Korok, Melek Z., İlhami Safa, İskender Fahrettin Sertelli, Ziya Çalıkoglu, Mecdi Emiroglu, Cahit Gündogdu, Turhan Aziz Beler ve Faik Benlioglu gibi isimleri sayabiliriz. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın suç ve ceza kavramlarını natüralist bir bakısla sorguladıgı Kesik Bas'ı (1942) ise kuskusuz döneminin ve polisiye tarihimizin en önemli romanları arasında sayılmayı hak eder. Vedat Örfi Bengü'nün Lord Lister, Murat D. Akdogan'ın Orhan Çakıroglu, Selami Münir Yurdatapan'ın Nick Carter ve adını bahsetmeyen bir yazarımızın Amanvermez Ali serilerini ise Dime Novels örnekleri olarak sayabiliriz. Bu Dime Novels tarzındaki dizilerin kahramanları ise Cıva Necati, Çekirge Zehra, Tilki Leman, Kara Hüseyin, Kan Dökmez Remzi, Ele Geçmez Kadri, Pire Necmi, Badik Hilmi… gibi
kahramanlardır. 1950’li yıllarda ise, Kemal Tahir, Afif Yesari, Ümit Deniz, Aziz Nesin gibi yazarları sayabiliriz. Kemal Tahir 1950’li yıllarda Mike (Mayk) Hammer (Mickey Spillane) çevirileri yapmıs ve daha sonra çevirileri bırakıp F.M. takma adıyla telif Mike Hammer romanları yazmıstır. Bunların ardından kendi kahramanı Sam Krasmer’i yaratarak oldukça basarılı eserler ortaya koymustur. Afif Yesari ise Kemal Tahir’in bıraktıgı Mike Hammer serisine Muzaffer Ulukaya takma adıyla devam etmis, yüze yakın eser vermistir. Yine bu yıllarda Ümit Deniz yarattıgı gazeteci Murat Davman tiplemesiyle ünlenmistir. Takma adlarla polisiye roman yazanlar kervanına ünlü edebiyatçılarımızdan Aziz Nesin de katılmıs ve Nuruhayat takma adıyla Beyaz Mendil adlı basarısız bir polisiye roman yazmıstır. Bunların dısında Refik Halit Karay, Cevat Fehmi Baskurt, Esat Mahmut Karakurt, Aydın Arıt ve Sezai Solelli'nin türü zenginlestiren romanları anılmaya deger.
1960’lardan sonra siyasî tansiyonun yükselmesi ile birlikte polisiye yazımında bir azalma gözlenmistir. Nihal Karamagaralı, Zuhal Kuyas ve Nazım Mirkelam'ın klasik çag polisiyelerinin kapalı mekânda geçen muamma çözümlerine dayalı romanları dısında Ümit Deniz'in artık eskisi kadar ilgi toplamayan birkaç Murat Davman macerasını sayabiliriz. Umran Nazif'in Ask Üçgeni hikâyesi ile Erhan Bener'in Kedi ve Ölüm ile Los Ayna adlı romanlarında da polisiye kalıplarının kullanıldıgını söylemek mümkündür.
A.Ömer Türkes Türkiye’de 1980’lerin bir bellek yitimiyle açıldıgını, polisiyenin yüzyıllık geçmisine kimsenin dönüp bakmadıgını, polisiyeye yeni yeni yazılan bir tür muamelesi yapıldıgını belirtir.96 80’li yıllardaki ilk örnekler ise Erhan Bener’in Sisli Yaz (1984) ve Çetin Altan'ın Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri (1985) Pınar Kür'ün Bir Cinayet Romanı (1989) ve Ümit Kıvanç'ın Bekle Dedim Gölgeye (1989) adlı polisiyeleri ile Mehmet Eroglu'nun Issızlıgın Ortasında (1984), Geç Kalmıs Ölü (1984) ve Yarım Kalan Yürüyüs (1986) romanları da siyasî polisiye örnekleridir.
1990'lı yıllar yerli polisiyeler için bir altın çagın basladıgının habercisidir. Levent Aslan Karanlıgın Gözleri (1991), Taner Ay Marsyas'ın Cesetleri (1992) Erhan Bener Gece Gelen Ölüm (1992), Engin Geçtan Kırmızı Kitap (1993), Osman Aysu Havyar Operasyonu, Mavi Beyaz Rapsodi, Cellat romanları, Piraye Sengel Gölgesiz Bir Kadın (1994), Murat Çulcu Baykuslar Vadisi (1997), Ünal Bolad Cinnet (1998), Reha Magden Yazlıların Tableti (1999), Armagan Tekdöner Çırak (1999), Orhan Pamuk Benim Adım Kırmızı (1999), Sadık Yemni Amsterdam’ın Gülü adlı eserleriyle ve Akif Pirinççi de Felidea dizisiyle iyi birer polisiye yazarı olduklarını kanıtladılar. 1999 yılında baslatılan Kaktüs Kahvesi Polisiye Roman Yarısması, edebiyatımıza üç yeni yazar ve eser kazandırdı: Jüri özel ödülü verilen Rüzgârsız Sehir'de bilimkurgu agırlıklı heyecan dolu hikâyesiyle Cenk Eden, Türk dilinde yazan İngiliz vatandası Birol Oguz’un ödülsüz ama basarılı romanı Siyah Beyaz, ve birincilik ödülü verilen Celil Oker'in Çıplak Ceset adlı eserleri. Ahmet Ümit de bu bölüme dahil edilmelidir.
2000’li yıllarda polisiye romanın tıpkı 1930-1950’li yıllardaki altın çagına benzer bir çag yasadıgını belirten A. Ömer Türkes “ yi Basladı” baslıklı yazısında, sadece 2006’da yayımlanan onlarca eser ve yazarları Orhan Teoman Özdemir, Havva Gülbeyaz Coskun, Sule Sahin, Mehmet Murat İldan, Basar Aksan, Kemal Barıs incitmez, Sevki @sbilen, Ferhat Ünlü, Enver Günsel, Osman Aysu, ismail Ünver, Aytekin Gezici, İsmail Gülensoy, ve Çagan Dikenelli’den söz ederken eserlerini elestirir.
Cevapla


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi