Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Polisiye Romanın Kurgusu
#1
İlk polisiye olarak Poe’nun 1881’de yazdıgı Morg Sokagı Cinayeti’nin gösterildigini daha önce belirtmistik. Dedektif romanının geleneksel biçimi de ilk olarak Poe ve onun takipçileri tarafından ortaya konmustur. Bu yedi asamalı bir
sırayı takip eder: “Problem, ilk çözüm, dügüm, karısıklık dönemi, ilk pırıltı, çözüm ve açıklama.”
Poe ile birlikte polisiye hikâyelerin kurgusu da açıklık kazanmıs olur. Bu söyle sıralanabilir:

1. Dedektifin tanıtılması,
2. Suçun islenmesi ve ipuçları,
3. Arastırma – sorusturma,
4. Çözüm,
5. Çözüme götüren delillerin açıklanması,
6. Sonuç

Berna Moran ise polisiye romanın kurguyu söyle bir sıralamayla açıklar:

1. Çözülmesi olanaksız görülen bir cinayet,
2. Aleyhine gözüken kanıtlar yüzünden haksız yere suçlanan bir süpheli,
3. Polisin arastırmayı beceriksizce ve yanlıs yönde yürütmesi,
4. Parlak zekalı ve yetenekli bir dedektif,
5. Olayı ve çözümünü okura anlatan, dedektife hayran bir dostu.
6. İnandırıcılıgı saglam görülmeyen kanıtların dikkate alınmaması gerektigi aksiyomu.

En ilgi çekici, en sevilen polisiye romanların bizi çözülmesi güç bir problem karsısında bulunduran, polis hafiyesi ile beraber zihnimizi çalısmaya zorlayanlar oldugunu belirten S. K. Yetkin ise polisiye romanın kurgusunu söyle özetler:
Bir cinayet islenmistir. Bu bir neticedir. Bunu isleyeni meydana çıkarmak, yani sebebi bulmak gerekmektedir. Delillerin süzgeçten geçirilmesi, saglamlar üzerinde durulması, birbirini tutmayan çürüklerden ayıklanması yapılacak ilk istir. Bütün bunlar beklenilmedik bir anda katili meydana çıkarıverir.

Paul Buchloch ve Jens Becker polisiye romanın kurgusunu söyle bir modelle açıklarlar:

a. Kisiler

Polisiye romanda kısaca kisi, olay, çevre ve anlatım diye sıralanan temel ögelerden kisi ögesi, türde belirli, tipik betimlemeler halinde sunulur. Böylece roman gerek dramatik gerilimi, gerekse anlatım biçimi (üslûp) olarak melodrama yaklasır. Ortaya çıkacak kisilerin sayısı sınırlıdır, tipleri belirgindir. Ugraslarında ve davranıslarında yasadıkları dönemin toplumuna hep uyum gösterirler. Aynı zamanda çagdas düsünceyi de temsil ederler. Polisiye romanda en önemli kisi ‘hafiye’dir. Onun karsısında cinayeti isleyen kisi yer alacaktır. Bu kisinin kimligini saptamak ve suçunu açıklamak söz konusudur. İslenen cinayetin ‘kurban’ı genellikle önemsizdir. Bununla birlikte romanın
bütün kisilerinin su ya da bu biçimde kurbanla iliskileri vardır. O yüzden hepsi de birbirinin ardından suç islemis olmak kuskusu altına girebilirler. ‘Hafiye’ sorusturmayı yürütürken bu kisiler içinde kimileri; çogunlukla okurda yakın ve sıcak bir ilgi uyandırmıs olanları, bu çesitten bir kuskuya düsmekten kurtarır.

b. Çevre

Polisiye romanda tiplerin nasıl gerçek yasamdaki gibi olması amaçlanıyor ve sayılarının kısıtlanmasına nasıl dikkat ediliyorsa, olayların geçtigi ‘mekân’larda da bu özellik göz ardı edilmeyecektir. Kimi zaman ‘mekân’ ögesi en aza
indirgenebilir. Bu özelligin en uç örnegi olarak “Closed Romm Mystery” gösterilebilir. Bu romanda, olaylar, tek bir ‘mekân’da geçmektedir. Üstelik her yer kapalıdır ve roman kisilerinden hiç kimse dısarı çıkamamaktadır. Çevrenin böylesine kısıtlanması mimarî nitelik geregi olabilir pekâlâ. ‘Mekân’, kırsal kesimde eski bir malikânedir, dogal niteliklere sahiptir ya da bir adadır. Teknik donanımlı bir mekân da olabilir. Avrupa uygarlıgının bir parçası
olarak düssel bir ülkenin topraklarında gitmekte olan Dogu (Sark) Ekspresi bu duruma örnek verilebilir.
Polisiye romanlar yüzyılımızın ortalarına dek çevre olarak en ıssız yerlerde bulunan, insanı büyüleyen, geçmise ve düs kurmalara sürükleyen mimari bir ortam seçmekten pek hoslanmıstır.

c. Kim, Nasıl, Niçin?

Polisiye romanda gerilim üç soruya dayandırılmaktadır: Bu sorular ‘hafiye’ye, dolayısıyla da biz okurlara yöneltilmistir: Kimdir katil? Cinayeti nasıl islemistir? Niçin islemistir?
Polisiye romanlarda, çözülmesi gereken esrarlı bir olay bulunmaktadır. Bu esrarlı olay cinayettir (suçtur). Bu cinayet etrafında sekillenen polisiye romanın sahıs kadrosuna baktıgımızda ise, cinayeti isleyen “katil”, cinayete kurban giden “maktul” ve cinayeti çözmeye çalısan “dedektif (polis)” olmak üzere üç sahısla karsılasırız. Bu sahısların dısında, birçok polisiye romanda dedektifin bir de yardımcısı bulunmaktadır. Polisiye romandaki diger sahıslar ise katili bulma yolundaki aracı sahıslar veya yanlıs süpheliler olarak karsımıza çıkar. Maktulün de pek önemi yoktur, önemli olan katilin kim oldugunun bulunup esrarın çözülmesidir.
Maktul, katille olan iliskisi, aralarındaki kisisel sorunlar açısından romanda yer alır. Çünkü katilin maktulü niçin öldürdügü önemli bir sorundur. Roman “Katil kim?, Cinayeti nasıl ve niçin islemistir?” soruları etrafında sekillenir. Bu durum da katille dedektifi karsı karsıya getirecek ve bu, katil bulunana kadar sürecektir. Kavram olarak yukarıda deginmeye çalıstıgımız katil ve dedektif polisiye romanın yapı tasları, olmazsa olmazlarıdır. Katil ve dedektifin polisiye romanda nasıl yer alacakları, hangi tabakadan olacakları konusunda çesitli fikir ayrılıkları bulunmaktadır.

Willard Huntington Wright (S. S. Vine Dine), suçlunun “hikâyede önemli bir rolü bulunan, okuyucunun âsinası oldugu ve ilgi duydugu bir kisi olması, yazarın bir hizmetçiyi suçlu olarak seçmemesi, ve kaç cinayet islenmisse islensin sadece bir suçlu bulunması gerektigini” belirtir.

Esin Bayraktar’a göreyse, “Katil, günlük yasamdan biridir. Doktor, avukat, taksi soförü, aktris ya da aktör, yazar, sarkıcı, hemsire, emekli yaslılar… katil olabilir.” Baudelaire isi daha da ileri götürerek dedektifin ve okuyucunun bile katil (suçlu) olabilecegini su sözleriyle ifade eder:

“Bir polis romanında herkes suçlu olabilir. Dedektif bile. Okuyucuysa kendi suçsuzlugundan tam emin olabilmek için sabırsızlıkla katilin bulunmasını bekler; cinayetlerin betimlendigi satırların arasına gizlenmis, henüz bilinmeyen katilde yansıyan kendi karmasık tutkularından arınmak istermis gibi…”

Willard Huntington Wright ise böyle bir duruma karsı çıkar: Suçlu, kesinlikle ne ‘hafiye’ ne de (varsa) yardımcısı olamaz. Böyle bir ise kalkısmak okuru fikren dolandırmak, düs kırıklıgına ugratmaktır… Suç isleyen tek bir kisi olmalıdır. Bu kisi hikâyede az ya da çok önemli bir rol oynayabilir. Gerçekte okurun ilgi duyacagı ve kesinkes kuskulanmayacagı (en azından romanın sonuna dek) bir kisi olması zorunludur.

Julian Symons ise suçlunun neden dedektifin kendisi olmaması gerektigini söyle açıklar:

Dedektif, topluma zarar veren kötülügü sinsice arzu eden, sonra da onu kaynagına kadar, kullandıgı bütün maskeleri düsürerek acımasızca izleyen dokunulmaz büyücüye benzer. Suçlunun dedektif oldugunun ortaya çıktıgı dedektif romanlarına karsı sıkça duyulan itiraz, kısmen sosyal karakterlidir-zira böyle bir durum bu yasanın dibini oyar- kısmen de dinsel niteliktedir, çünkü bu eserlerde karanlıgın güçleriyle aydınlıgın güçleri birbirine karısır ve birlesirler.
Dedektif emniyetle baglantılı bir kisi (polis, polis müfettisi, komiser vb.) olabilecegi gibi, amatör bir kisi (dedektif, özel hafiye) de olabilir. Dedektif akıl ve mantık yürüterek topladıgı delilleri birlestirerek katili bulmaya çalısır ve mutlaka bulur.
Polisiye romanda sadece bir dedektifin bulunması gerektigini ve dedektifin görevlerini W. H. Wright söyle belirtir:

Polisiye romanda bir ‘hafiye’ bulunmalıdır. Hafiye bir ‘sey’i bulup çıkaran kisidir. Görevi kitabın birinci bölümünde suçu islemis kisiyi ele geçirmek, kanıtları toplamaktır.
Bir polisiye romanı iyi edebiyat sınıfına sokan belirleyici özellik katilin kim oldugu veya dedektifin katil olup olmadıgından ziyade romanın kurgulanısı ve okur üzerinde bırakacagı derin etkiden kaynaklanmaktadır. Daha katilin romanın basında kolayca anlasıldıgı, birbirini tutmayan ifadelerin yer aldıgı iyi kurgulanmamıs bir polisiye romanda katilin kim oldugu, hangi tabakadan oldugu çok da önemli degildir. Oysa gerçekten iyi kurgulanmıs bir polisiye romanda, katil dedektif bile olabilir. Bu durum, romanın iyi edebiyat olmasına engel degildir. Polisiye roman bir bütün olarak ele alınmalıdır. Romanda yer alan her ifade mutlaka katili bulma yolundaki çabanın bir parçasıdır. Gereksiz gibi görünen seyler katili bulmak için bir basamak olusturur. Paul Auster’in de belirttigi gibi polisiye roman bir bütün olarak o kadar anlamlıdır ki, tüm ifadeler, en önemsiz ayrıntılar bile final açıklamasına baglanan bir anlam kazanırlar:
Bir polisiye romanda hiçbir sey kayıp degildir, anlamlı olmayan tek bir sözcük ya da cümle yoktur. Görünürde bir anlamları olmasa bile, potansiyel alarak anlamlıdırlar. Kitap dünyası olasılıklar, sırlar ve çeliskiler bakımından zengin ve hareketlidir. En küçük ya da en alısılmıs olsa bile, görünen veya söylenen her sey öykünün sonucu üstünde bir etki yapabilir, hiçbiri göz ardı edilmemelidir. Her sey esastır; kitabın merkezi kendini öne süren her olaya göre yer degistirir. Öyleyse merkez her yerdedir ve kitabın sona ermesinden önce bir daire çizilemez.

Polisiye romanlarda genellikle kahraman bakıs açısı kullanılır. Anlatıcı dedektifin kendisi veya yardımcısı (arkadası) olarak karsımıza çıkar. Dedektif buldugu delilleri okuyucuyla paylasmak durumundadır. Bunu direk kendisi
sunabilecegi gibi yardımcısı (arkadası) da sunabilir. Polisiyenin ortaya çıktıgı ilk dönemlerde ikinci seçenek kullanılmıstır. Örnegin Conan Doyle’un Sherlock Holmes hikâyelerinde anlatıcı Holmes’un arkadası Doktor Watson’dur. Holmes yaptıklarını Watson’a anlatır, o da okura aktarır. Yine Poe’nun dedektifi Dupin’in de adını bilmedigimiz bir arkadası anlatıcı konumundadır.

A. Oytun Özgür, bu anlatım yönteminin kullanılmasının sebebini okuyucunun merakını uyandıran cevabı geciktirme ve dolambaçlılık estetiginin, klâsik romanlardaki anlatıcının her seyi bilme özelliginin tersine, özel bir öykülemeli görüs açısı gerektirmesine baglar. Dedektifin arkadasının, anlatıcı konumunda olmasının da ona pek çok islev kazandırdıgını belirtir: öyküleme (olayların tümünü anlatmak) islevi, yönetim (devamlı bir anlatımla metnin iç düzenini saglamak) islevi, okuyucuyla iletisim, sorusturmaya katıldıgı için tanıklıga dayanan bir islev ve
ideolojik bir islev.

Sonraki dönem polisiyelerde özellikle kara romanların anlatımında ise üçüncü tekil sahıs kullanılmıs, dedektifin görüs açısını paylasarak, açıklama çabasına girmeden olaylar nesnel bir biçimde anlatılmıstır. Gözlemcinin tasvir edilen nesnelerin dısında kalan sınırlı bir görüs açısı vardır.
Anlatımda, dönem dönem degisiklik gösterse de, genellikle geriye dönüs teknigi kullanılır, etkileyici yanının agır basması istenen kurgu sondan baslayarak düzenlenir. Bir cinayetin islenmis oldugu, yani sonuç bellidir. Önemli olan bu cinayeti kimin, nasıl isledigini bulmaktır. Polisiye romanda cinayetin islenmesi yöntemleri de bu cinayetin aydınlatılması yöntemleri de akılcı ve bilimsel olmalıdır. Gizli bilgilere uydurma teknolojik numaralara, düs gücüne ve yapay kuruntulara polisiye romanda yer yoktur. Polisiye roman gerçek dünyanın anlatısıdır, kullanılan yöntemler de gerçege uygun olmalıdır. Tabiî ki buradaki gerçekten kastımız, gerçek dünyanın aynen romana aktarımı degildir. Tüm anlatma esasına baglı eserlerde oldugu gibi polisiye romanın dünyası da kurmaca bir dünyadır. Serif Aktas’ın da belirttigi gibi romanda ortaya konan “ tibarî Âlem”dir. Yazar gerçek hayattan aldıklarıyla muhayyilesinde yeni bir alem yaratır ve bunu dilin imkânlarını kullanarak okuyucuya aktarır. Bu polisiye romanlar için de geçerlidir. Küçükboyacı, “aksi halde karsımıza dedektif hikâyesi (polisiye roman) degil de polis raporu veya mahkeme zabıtları çıkacagını” ifade eder.

Polisiye romandaki olayın benzerlerini yasadıgımız hayatta bulabiliriz. Hattâ birçok polisiye roman gerçek olaylardan hareketle kaleme alınmıstır. Ancak gerçek cinayetler her zaman çözülemezken polisiye romanda esrar mutlaka çözülür, katil bulunur. Kakınç bu yönüyle polisiye romanları masallara benzetir. Polisiye romanda da “kitlesel edebiyatın bütün çesitlerinde oldugu gibi, dogrudan dogruya masala ulasan bir arayıs vardır.” Çünkü polisiye roman iyilerle kötülerin savasıdır ve her zaman iyiler kazanır. Suçlu (katil) yakalanır ve cezasını çeker. Genellikle cinayet hadisesi etrafında sekillenen polisiye roman, dedektifin akılcı bir yoldan giderek çözüme ulasması, kötünün (katilin) yakalanıp cezalandırılmasıyla sona erer (cezalandırma her zaman gerçeklesmeyebilir).

Polisiye romana toplumsal açıdan yaklasan Ernest Mandel ise, polisiye romanın bütünlestirici oldugunu savunur:

“Dedektif romanı mutlu son diyarıdır. Suçlu daima yakalanır. Adalet daima yerini bulur. Suça asla prim verilmez…Suç, siddet ve cinayeti ele almasına karsın, dedektif romanı, yatıstırıcı, toplumsal
bakımdan bütünlestirici bir yazındır.”

Klasik polisiye anlatısı diyebilecegimiz ilk dönem anlatılarının hemen hemen hepsinde olay örgüsü aynı sırayı izler: Bu, romanın basındaki cinayeti, kapalı bir mekânda bir araya gelmis belirli sayıda insan, sorusturmayı yürüten bir dedektif ve sonuçta sona saklanan bir katili açıklama gösterisi gibi, kalıplasmıs bir düzendir.
Cevapla


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi